Yaklaşık bir sene önce, Ankara Fotoğraf Akademisi ekibi ile unutulmaz bir Safranbolu gezisi gerçekleştirdik. Yörük Köyü ile başlayan yolculuğumuz, Safranbolu’nun tarihi sokaklarında son buldu. Fakat benim için bu gezi, sadece bir rota değil; aynı zamanda bir ruh hâliydi. Taş sokaklarda yürürken zamanın izini sürdük, ahşap konakların gölgesinde ışığın peşine düştük. Kadrajda Safranbolu, benim için tarihle fotoğrafın aynı karede buluştuğu an demekti. İki büyük tutkum; tarih ve fotoğraf, o gün aynı hikâyenin içinde birleşti. Ve her deklanşör sesi, bana bir kez daha şunu fısıldadı: Bazı şehirler gezilmez… Yaşanır!
Tarihi Mekan: Safranbolu
Geziyi ya da Safranbolu’nun tarihini anlatmayacağım. Bu kez taşların kaç yıllık olduğunu, konakların hangi döneme ait olduğunu konuşmayacağız. Bu karede sadece his var. Dar sokakların arasından süzülen ışık, ahşap evlerin gölgesine karışırken içimde tuhaf bir dinginlik bıraktı. Sanki zaman acele etmeyi unutmuştu. Kadrajda bir Safranbolu fotoğrafına adım adım ilerliyoruz. Fakat deklanşöre bastığım an, bir şehirden çok bir duyguya dokunduğumu hissettim. Kadrajın içinde eskiye özlem var, yavaşlık var, sakinlik var. Gürültüden uzak, telaştan arınmış bir an… Bu fotoğraf benim için bir belgeden çok bir duruş. Bir şehri anlatmıyor; o şehrin bende bıraktığı izi anlatıyor. Kadrajda Safranbolu, aslında biraz da içimdeki sessizlik.
Kadrajda Safranbolu Manzarası
Fotoğraf ekibiyle birlikte, Safranbolu manzarasını en güzel açıdan yakalamak için Hıdırlık Tepesi’ne çıktık. Karşımızda uzanan Safranbolu Tarihi Çarşı tüm zarafetiyle duruyordu. Daha önce birçok fotoğrafçının kadrajına giren o klasik manzarayı, bu kez ben çekecektim. İçimde tatlı bir heyecan vardı. Tam o sırada ince bir yağmur atıştırmaya başladı. Gökyüzü dramatikleşti, ışık yumuşadı… Her şey istediğim gibi ilerliyordu. Kadrajda Safranbolu manzarası artık hazırdı. Harika bir günü, harika bir manzara ile taçlandıracaktım. Fakat en büyük hatamı o an fark ettim. Tripodu, uzaktan kumandayı yanıma almamıştım. İçimde kısa bir hayal kırıklığı oluşsa da vazgeçmedim. 18-55mm objektifimdeki stabilizera güvenecektim. Nefesimi tuttum, gövdeyi sabitledim ve o anı hissettim. Bazen teknik eksikler olur; ama eğer duygu yerindeyse, kadraj yine de konuşur. Ve o gün, tüm eksiklere rağmen, Kadrajda Safranbolu vardı. Çerçeve Safranbolu manzarasına çok yakıştı.
Manzaranın tam ortasında, 1661 yılında Sadrazam tarafından yaptırılan Köprülü Mehmet Paşa Camii tüm ihtişamıyla yükseliyor. Etrafını saran tarihi evler, konaklar ve çarşı dokusu ile birlikte kusursuz bir bütünlük oluşturuyor. Gökyüzü kapalı… Işık seviyesi düşük… Ama bu atmosfer manzaraya ayrı bir karakter katıyor. Teknik ayarlarla ışığı dengeliyor, gölgeleri kontrol altına alıyoruz. Çünkü bazen fotoğraf sadece görüleni değil, şartlara rağmen ortaya konulan emeği de anlatır. Ve o karede, tüm dengesiyle, tüm ruhuyla yine Kadrajda Safranbolu var.






Bir Cevap Yazın